Showing posts with label TR_Sohbet. Show all posts
Showing posts with label TR_Sohbet. Show all posts

Tuesday, January 27, 2009

Sohbet 2: Allah (c.c.)’ın Sıfatları

Bismillahirrahmanirrahim

İnsan halife olarak yeryüzüne gönderilmiştir. Yaratılanların en şereflisi ve en kıymetlisidir. Onun içindir ki Allah bütün peygamberlerini insandan devam ettirmiştir. Bütün din kitaplarını Cebrail (a.s.) vasıtası ile insandan yarattığı peygamberlerine indirmiştir. Onların vasıtası ile de bizlere ve tüm yarattıklarına aktarılmıştır. Bu nedenle bize bu kadar değer veren ve kıymetli kılan Allah’ımıza şükredip onu hakkı ile tenzih edip ona olan kulluğumuzu yerine getirmemiz lazımdır. Kendimizi tam olarak tanıyıp Rabbimizi hakkı ile bilmemiz lazımdır. Zira öldüğümüz zaman bile ahiret alemi başlangıcında kabrimizde bizlere sorulan ilk soru “Rabbin kimdir?” olacaktır.

Bizler Allahu Teala’nın zatını ve mahiyetini bilemeyiz. Bu aklımız ile onu tam olarak anlayamayız. Biz onu ancak isimleri ve sıfatları ile tanıyabiliriz. Enam suresi 103. Ayette “Allah’ı gözler idrak edemez, fakat O gözleri idrak eder. O lutfedicidir, her şeyden haberdardır” buyurulmuştur. Allahu Teala bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. O yücedir.

Allahu Teala’da mutlaka bulunması gereken sıfatlara Vacib Sıfatlar denir. Bunlar Zati ve Subuti diye ikiye ayrılır. Allah (c.c.)’nın zati sıfatları altı tanedir.
  1. Vücud: Var olandır. O daima vardır. Yokluğu düşünülemez.
  2. Kıdem: Varlığının bir başlangıcı olmayandır. O daimdir, ezelidir. Zaman ve mekan herşeyin yaratılmasından sonra Allah’ın dilemesi ile oluşmuştur.
  3. Beka: Varlığının sonu olmayandır. O hem ebedi, hem ezelidir. Baki olan Vacib-ul Vücuddur.
  4. Vahdaniyyet: Bir olandır. Onun eşi, benzeri ve ortağı yoktur. O eş ve evlat edinmemiştir. O tektir.
  5. Muhalefetun-lil Havadis: Sonradan olanlara benzemeyendir. O herşeyi dilediği gibi yaratmıştır. Onu nasıl düşünürsek düşünelim O bizim düşüncelerimizden başkadır. O hiçbir şeye benzemez. Aklı olan düşünür ve anlar ki Hz. Yunus Emre’nin dediği gibi “Bu aklı fikri ile mevla bulunmaz”. Ancak kainata ibret gözüyle bakmak lazımdır. Onun yarattıklarında zerre kadar kusur bulunmaz. Ancak ibret gözüyle onun yüceliğini anlayabiliriz. O Rahman’dır ve Rahim’dir.
  6. Kıyam Binefsihi: Varlığı ve varlığının devamı kendisinde olandır. Buna kıyam bizatihi de denir.
Bir de Allahu Teala’nın Subuti sıfatları vardır. Bunlar sekiz tanedir:

  1. Hayat: Diri olandır. Allah Hayy’dır, ezeli ve ebedi bir hayat ile vardır ve herşeye hayat veren odur.
  2. İlim: Herşeyi bilendir. Allah Alimdir. Olmuş ve olacak herşey onun ilmi içindedir. Geçmiş ve gelecek ancak onun ilmindedir.
  3. Semi: İşitendir. Allah bütün mahlukun sesini işitir. Onların hepsi aynı anda hareket etse ve aynı anda konuşup ses çıkarsa o hepsini birden duyar ve anlar.
  4. Basar: Görendir. O uzakta, yakında, karanlıkta, aydınlıkta, saklıda ve açıkta her şeyi tek tek görür.
  5. İrade: Dileyendir. Onun dilemesi ve arzusu önünde duracak hiçbir kuvvet yoktur.
  6. Kudret: Güç ve kuvvet sahibidir. O dilediğini var eder dilediğini de yok eder. Tabiatta olanları düşünün: zelzeleler, fırtınalar, tufanlar, volkanlar, seller, kuraklıklar… Bunlar yalnız dünyamızın içindekiler. Ya dünyamız dışındakiler? Bunlar hep onun kudreti içindedir. Onun kudreti karşısında hangi kuvvet ve kudret durabilir? Asla.
  7. Kelam: Harf ve sese muhtaç olmayarak konuşandır. Onun kelamı zatına mahsustur. O söz ile söylemez, arzu ettiğine arzusunu tam olarak anlatır.
  8. Tekvin: Bilfiil yaratandır. Bütün varlıkları tam, eksiksiz ve kusursuz yaratan yanlız Cenab-ı Allah’tır. Eğer kusursuzluğu anlamak istiyorsan kendine bak, insanlara bak, bütün mahlukata bak. Yağan yağmura, esen rüzgara, suyun rengine, suyun tadına, havanın rengine ve lezzetine, gözün görme hassasiyetine ve kulağın duyma hissine, bütün varlıkların birbirleri ve yavruları arasındaki sevgi ve merhamet hissine bak. Milyonlarca yıl galaksinin, güneşin, dünyanın, ayın ve yıldızların birbirini izlemesine bak ve bu düzenin bir gün, bir saat, bir dakika ve hatta bu kadar yıl geçmesine rağmen bir saniye bile değişmeden devam etmesine bak. Değişmez de. Bütün bunları ancak Tekvin zatı ile tüm varlıkları eksiksiz yaratan Allah yaratabilir.
Elhamdülillah. Ona bu dünyada ve ahirette ne kadar muhtaç isek o kadar kulluk edelim.

Tuesday, December 2, 2008

Sohbet 1: İnsanın Yaradılışı ve Vazifesi

Bismillahirrahmanirrahim

Ey aslını öğrenmek isteyen insan! Bu alemde ilk ve en önemli vazifen nereden geldiğini, ne için geldiğini ve nereye gideceğini aramak ve öğrenmektir. Bu aleme gelirken nasıl ki gelmemek elinde değildi, giderken de gitmemek elinde değil. Bu dönüş emri gelmeden sen kendini bil ki Rabbini de tam olarak bilesin ve ona hakkı ile kulluk edesin. Bunu yapmanın yoldu da ilim kapısından girmektir.

Allah(c.c.)’nun Resulüne ilk indirdiği emr-i ayeti ikra (oku) idi. Yanlız okumak yetmiyor. İnsanın okuduğunu anlayıp amel etmesi lazımdır. Zira Zümer suresinde “Bilenle bilmeyen bir olur mu?” (39/9) buyurulmuştur. Kendini bilen anlar ki Allah(c.c.) insana verdiği değeri hiçbir yaratığa vermemiştir. Allah şöyle buyurmuştur: “Hani Rabbin meleklere ‘Ben muhakkat yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti” (2/30). İnsan halifetullahtır. Bir hadis-i şerifte Allah buyuruyor ki: “Ey insan! Her şeyi senin için, seni kendim için yarattım.”

Önce kendimizi tanıdıktan sonra Rabbimizi bilelim. Hz. İbrahim gibi. O bir mağarada büyüdü. 9-10 yaşlarına iken bir gece evi olan mağaradan dışarı çıktı ve alemi, kainatı müşahede etti. Yıldızları, ayı ve geceyi seyretti. Sabahleyin güneşin doğuşunu ve gündüzü izledi. Yıldızlar, ay, güneş, gece ve gündüz…Birkaç saat içinde hepsi değişiyordu. Hiçbiri sabit, kalıcı değildi. Hz. İbrahim dedi ki “Bunların hiçbirisi Allah olamaz, muhakkak Allah bunların hepsini yaratan ve hiç değişmeyendir. ” Bir sure sonra annesi babası uyandıklarında İbrahim’i yatağında görmeyince telaşlandılar, hemen koşup yanına geldiler. İbrahim anasına sordu: “Anneciğim senin Rabbin kim?” Anası cevaben “Baban Azerdir” dedi. O devirde kadınların hiçbir söz hakkı yoktu, kocalar adeta bir tanrı gibiydi. Sonra babasına sordu: “Babacığım peki senin Rabbin kim?” Babası da “Nemruddur” dedi. O zamanlar Nemrud ilahlık davası güdüyordu. Sonra Hz. İbrahim sordu: “Peki Nemrud’un Rabbi kim? Onu kim yarattı? ” Bunun üzerine babası İbrahim’e bir tokat vurdu. “Sus! O kendini yarattı” dedi. Hz. İbrahim de cevaben “Hiç ihtiyarlayıp acıkan, hasta olup uyuyan ve sonunda ölen bir Allah olur mu? Onun bizlerden dahi haberi yok. ”

Ey insan, mağarada 9-10 yıl yaşadıktan sonra bir gece dışarı çıkıp aleme bakan bir çocuk ki Allahı hemen tanıdı, O yaratandır, yaratılan değildir dedi, bizler şimdi bu teknoloji ve bilgi ile Allahımızı bulamaz isek yazık bizim yaşadığımız bu ömre ve hayata. Bizleri insan olarak yaratan O Allah’a şükürler olsun.

Kıymetli kardeşlerimiz, gelin biraz olsun Allah’ı tanıyalım, ve ruhlar aleminde yaratılışımızdan ana rahmine intikal edişimizi, dünyaya gelişimizi, kader, hayır ve şerrin tecelliyatını ve bu kısacık hayattan sonra Allah’ın bizleri geri çağırması ile bizlerin dosdoğru geldiğimiz ahiret yurduna döneceğimizi düşünelim. “Biz Allahın kullarıyız ve ancak ona döneriz.” (2/156)

Bir sonraki sohbetimizde Allahu Teala’nın sıfatları ile Rabbimizi tanıyalım ve kainatın, mahlukatın yaradılışı üzerine hep birden ilim edinelim.

“Amel defterleri açıldığı (savrulduğu) zaman, gökyüzü sıyrılıp açıldığı zaman, cehennem alevlendirildiği zaman, cennet yaklaştırıldığı zaman, her can (canlı) ne yapıp getirdiğini bilir.” (81/10-14)

Ey adem evlatları, gelin o gün gelmeden kendimizi o güne hazırlayalım. Unutmayalım ki insan bir halifedir.